Cehalette Tehlikeli Derinlik Biliyorum Zannetmek
Cehalette Derinlik: Bilmeyen, Bilmediğini Bilen ve Bildiğini Zanneden
Cehalet çoğu zaman yalnızca “bilmemek” olarak anlaşılır. Oysa insanın bilmediği şeyler kadar, bilmediğini bilip bilmemesi de önemlidir. Çünkü herkes bir şeyleri bilmez; asıl fark, kişinin kendi bilgisinin sınırlarını fark edip etmemesinde ortaya çıkar.
Bu açıdan bakıldığında üç farklı insan tipiyle karşılaşırız:
Bilmeyen, bilmediğini bilen ve biliyorum zanneden.
1. Bilmeyen
Bilmeyen insanın elinde bilgi yoktur. Fakat bu durum tek başına büyük bir sorun değildir. Çünkü bilmediğini fark eden insan, öğrenmeye açıktır.
“Bilmiyorum” diyebilmek, cehaletin sonu değil; çoğu zaman bilginin başlangıcıdır.
Bilmeyen insan soru sorabilir, araştırabilir, dinleyebilir ve düşüncesini değiştirebilir. Bilgisizliği geçici olabilir. Bugün bilmediğini yarın öğrenebilir.
Bu nedenle bilmemek, cehaletin en tehlikeli biçimi değildir.
2. Bilmediğini bilen
Bu kişi bir adım daha ileridedir. Kendi bilgisinin sınırlarını görür.
Bir konu hakkında konuşurken “Bu konuda yeterince bilgim yok” diyebilir. Emin olmadığı yerde kesin hükümler vermekten kaçınır. Yeni bir bilgiyle karşılaştığında onu hemen reddetmek yerine değerlendirmeye çalışır.
Böyle bir insanın en önemli özelliği, zihninde boşluklar bulunduğunu kabul etmesidir.
Çünkü öğrenmenin önündeki en büyük engel bilgisizlik değil, bilgisizliğin farkında olmamaktır.
Bilmediğini bilen insan, cehaletinin farkındadır. Bu yüzden cehaletinin içinde kalmak zorunda değildir.
3. Biliyorum zanneden
Asıl derin cehalet burada başlar.
Biliyorum zanneden insan, aslında bilmediği bir konuda kendisini bilgili kabul eder. Üstelik çoğu zaman bunu fark etmez.
Yanlış bir bilgiye sahip olabilir; fakat onu doğru kabul eder. Eksik bilgiyle kesin sonuçlara ulaşabilir. Karşısındaki daha bilgili bir insanın söylediklerini, kendi düşüncesine uymadığı için reddedebilir.
Buradaki problem yalnızca yanlış bilmek değildir.
Daha büyük problem, kişinin yanlış bildiğini fark edememesidir.
Çünkü bilmeyen insanın önünde öğrenme ihtimali vardır. Fakat bildiğini zanneden insan, öğrenmesi gereken yerde kendisini zaten yeterince bilgili görür.
Cehaletin derinliği
Bu üç insanı bir merdivenin basamakları gibi düşünürsek ilginç bir sonuç ortaya çıkar:
Bilmeyen: “Bilmiyorum.”
Bilmediğini bilen: “Bilmiyorum ama öğrenebilirim.”
Bildiğini zanneden: “Biliyorum, dolayısıyla öğrenmeme gerek yok.”
İlk iki durumda zihnin gelişme ihtimali vardır. Üçüncü durumda ise insan kendi zihninin kapısını içeriden kilitlemiş olabilir.
Bu yüzden cehaletin ölçüsü yalnızca ne kadar az bildiğimiz değildir. Daha önemlisi, ne kadar bildiğimizi sandığımızla gerçekten bildiklerimiz arasındaki farktır.
İnsan çok az şey bilip bunun farkında olabilir. Bu durumda cehaleti yüzeyseldir ve öğrenmeyle aşılabilir.
Fakat çok az şey bilmesine rağmen çok şey bildiğine inanıyorsa, cehaleti daha derindir.
Belki de insanın kendisine sorabileceği en değerli sorulardan biri şudur:
“Gerçekten biliyor muyum, yoksa yalnızca bildiğimi mi sanıyorum?”
Bu soru, insanı küçültmez. Tam tersine düşüncenin gelişmesi için alan açar.
Çünkü gerçek bilgi çoğu zaman “Her şeyi biliyorum” cümlesiyle değil, “Burada yanılıyor olabilirim” diyebilme cesaretiyle başlar.
Ve belki cehaletin en derin noktası, insanın bilmediği yerde susması değil; bilmediği halde bildiğine kesin olarak inanmasıdır.